23 Nov 2019

Beyağaç Köyü, Eğitimdeki Yüz Akımız

Beyağaç denince benim aklıma Mesudiye’nin yetmiş iki köyünün içerisinde gerek eğitim, öğretim, gerekse de aydınlanma, çağdaş düşünce ve Atatürkçülük konusunda mucizeler yaratan ve adeta destan yazan efsane bir köyün adı gelir. Bu efsane köydeki eğitim seferberliğinin kaynakları ise efsane bir eğitimci olan Mahmut Kolukısa ve ondan feyiz alan diğer aydınlık yüzlerin kanalı ile Köy enstitülerine dayanır. Beyağaç köyü, on yıllarca köy enstitülerinin bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri ile beslendi. Ancak bu enerjinin köye taşınması ve gereği gibi değerlendirilmesi ise hiç de kolay olmadı. Bu günlere gelene dek telafisi olanaksız çok büyük bedeller ödendi.
Köy enstitülerinin yerini alan öğretmen okulları süreci içerisinde de bu gelenek bozulmadı. Beyağaç köyünde sanki kendiliğinden bir eğitim sektörü oluştu. Mesudiye İlçesinin kuzey doğu ucunda yer alan bu yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın, sosyolojik bir tahlilinin yapılmasının yararlı olacağını düşünüyorum.
Cumhuriyetin ilanından sonra ülkedeki eğitim seferberliğine Beyağaç köyü de katıldı. Beyağaç köyü, İkinci Dünya savaşından sonra eğitim öğretim sahnesinde daha da belirgin olarak rol aldı. Aydınlanma savaşının içerisinde oldukça önemli sorumluluklar üstlendi. Beyağaçlının aydınlanma isteğine, ne geçit vermeyen ırmaklar, ne karlı yüksek, yüce dağlar, ne de alınlarına yazılan kara yazı engel olabildi. Onlar bir kere alın yazılarını değiştirmeye karar vermişlerdi. Işığa ulaşabilmek için karanlıkla mücadele etmenin zorunlu olduğu bilincine varmışlardı.
Bu aydınlanma mücadelesi, 1960’lı yıllardan sonra ivme kazandı. Beyağaç İlkokulunu bitiren erkek öğrenciler, Akpınar İlköğretmen Okuluna, kız öğrenciler de Beşikdüzü Kız İlköğretmen okuluna yönlendiriliyordu. Buralara gidemeyenlerin bir kısmı yatılı ortaokul, lise ve askeri okulların sınavlarına giriyor, bir kısmı da sağlık okullarının sınavlarına sokularak devlet parasız yatılı okullarında öğrenim görmeleri sağlanıyordu. Bütün bu çabalar sonucu açıkta kalan öğrenciler olursa onlar da ya Mesudiye Ortaokuluna, ya da altmışlı yılların ikinci yarısında öğrenime açılan Yeşilce Ortaokuluna kayıt oluyorlardı. Açıkta kimse kalmıyordu.
İlkokuldan sonra öğretmen okullarını kazanamayanların önüne, ortaokulu bitirdikten sonra önemli bir fırsat daha çıkıyordu. Bu durumda Mesudiye ve Yeşilce Ortaokulunu bitirerek Perşembe İlköğretmen Okuluna kayıt olan birçok öğrenci vardı. Her ne kadar Akpınar ve Beşikdüzü ilköğretmen okulları Beyağaçlılar için önemli bir kavşak noktası olarak bilinse de Perşembe İlköğretmen Okulunun da Beyağaç için önemi oldukça fazlaydı.
Perşembe İlköğretmen Okulu, köy enstitülerinin kapatılmasından iki yıl sonra 1956 yılında öğrenime açıldı. Ortaokulu bitiren öğrenciler, bu okullarda üç yıl daha öğrenim gördükten sonra ilkokul öğretmeni olarak mezun oluyorlardı. Perşembe İlköğretmen Okulunun yatılı ve gündüzlü bölümleri vardı. Kız öğrenciler gündüzlü olarak okuyorlardı. Yatılı bölümünü kazanamayan fakir köy çocukları gündüzlü olarak eğitimlerini tamamlıyor ve kısa yoldan öğretmen olabiliyorlardı. Beyağaç köyünden Perşembe İlköğretmen Okuluna gelen öğrenciler genelde gündüzlü olarak öğrenim gördüler.
Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sosyal devlet olma ilkesini uygulayarak, kırsal kesimdeki okuma olanağı bulamayan fakir köy çocuklarını parasız yatılı olarak devlet okullarında okutma kararlılığını sürdürdü. Bu durum kırsaldaki köyler gibi Beyağaç köyü için de büyük bir şanstı. Ancak 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki gelişmeler, bütün ülkeyi etkilediği gibi Beyağaç köyünü de etkiliyordu. Eğitimin siyasallaşması sonucu devlet okullarında okuyan fakir köy çocuklarının okuma hakları çeşitli bahanelerle ellerinden alınıyor ve tasdiknameleri verilerek okul kapısının dışına konuluyordu.
İşte şartların bu şekilde geliştiği bir dönemde benim de yöneticisi olduğum Mesudiye Lisesi devreye giriyor ve benzer koşulları yaşayan vatandaşların rahat bir nefes almasını sağlıyordu. Akpınar İlköğretmen Okulu ve yurdun her tarafındaki benzeri okullarda okuma hakları gasp edilen Mesudiye doğumlu onlarca öğrenci bulunuyordu. Orta öğrenim gençliğinin sorunlarına tanık olan bir eğitimci olarak gelişmeleri yakından izliyordum. Çözüm arayışlarımız ise devam ediyordu. Bu gençlerimizi bağrına basarak güven içerisinde bünyesinde öğrenim görmesini sağlayan bir kurumun yöneticisi olmanın da bu gün için haklı bir gururunu yaşıyorum. Bu konuda yetki ve sorumluluk alan idareci ve öğretmen arkadaşlara da toplumsal bir vefa duygusunun eksik bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Beyağaç köyü, 12 Eylül travmasını az hasarla atlatmış oluyordu. O dönemlerde Beyağaç, Yeveli, Yeşilce ve diğer köylerden okuma hakları ellerinden alınmak istenen gençlerin arasında, akademik kariyer yapanlardan tutun da özel ve kamu sektöründe oldukça başarılı olan gençlerimizin bulunması sizce de düşündürücü değil mi? Zaten eğitimin asıl amacı da bireyi topluma kazandırmak değil mi?

BEYAĞAÇ’LI ÖĞRETMENLER
Kırsaldaki aydınlanma çabalarına oldukça erken katılan Beyağaçlı öğretmenler, ülkedeki toplumsal kalkınma mücadelesinde yadsınamayacak düzeyde katkılar sağladılar. Yukarıda da değinildiği gibi; Beyağaç’lı eğitimcilerin beslendiği kaynakları Beşikdüzü İlköğretmen Okulu, Akpınar İlköğretmen Okulu ve Perşembe İlköğretmen Okulu olarak sıralamak olasıdır. Bu okulları bitiren eğitimcilerin büyük bir bölümü meslek içi eğitim ve diğer etkinlikler ile kendilerini bir üst statüye taşıyabildiler.
Bu eğitimciler, üniversite ve eğitim enstitülerini bitirerek eğitim yönetiminde sorumluluklar aldılar. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda idareci olarak görev yaparak harikalar yarattılar. Devlet terbiyesi, demokrasi bilinci, hak ve adalet anlayışı onların özen gösterdikleri değerler olarak ortaya çıktı.
Yetki ve sorumluluklarını yerine getirirken toplumsal verimlilik, liyakat ve hakkaniyet prensiplerini göz önünde bulundurdular. Siyasi ve etnik ayrımcılık, bölgecilik, kayırmacılık ve kişisel yarar sağlama gibi etik olmayan girişimlere tevessül etmediler.
Elde etmiş oldukları toplumsal statü, onların başlarını döndürmeye yetmedi. Ne oldum delisi, olmadılar. Kendilerini çağdaş, demokratik ve laik bir çizgide yetiştirirken, topraklarından, kendi kültürlerinden, örf ve adetlerinden kopmadılar ve asıllarını inkâr etmediler.
Yörenin aydınları olarak; köylerinde birlikte hareket ederek yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayabildiler. Sosyo kültürel özelliklerini geliştirerek gelecek nesillere taşımasını bildiler ve onların birbirleri ile tanışmalarını, kaynaşmalarını ve dost olmalarını sağladılar.
Bu örnek davranışları ile çevre köylerde yaşayan insanların haklı olarak takdirlerini kazandılar.
Beyağaç’ta, ülkemizdeki her sektörde sorumluluk alabilecek ve başarılı olabilecek yetişmiş insan gücüne rastlama olasılığı vardır. Beyağaç köyü, bürokrasinin her kademesinde görev yapmış ve halen de görev yapmakta olan insan kaynaklarına sahip bir köyümüzdür.
Siyasette, bürokraside, sanatta, edebiyatta, sosyal yaşamda ve toplumsal yaşamın tüm evrelerinde söz sahibi olan bireyleri sinesinde barındıran Beyağaç köyü, Mesudiye’nin adeta Anadolu’ya açılan bir penceresi olarak kabul edilmelidir.
Beyağaç Köyünün beş kilometre batısındaki Yeşilce Beldesi ile sürekli etkileşim halinde bulunması ise oldukça dikkat çekicidir. Bu iki yerleşim biriminde yaşayan insanların, kız alıp vermek suretiyle kurdukları akrabalıkların sayısı otuzun üzerindedir.
Bu mütevazı yurt köşesinde, yukarıda özelliklerini saydığım onlarca insanla dostluk ve arkadaşlık düzeyindeki ilişkimi de kar hanesine yazmak istiyorum. Bu güzelliklerin yaşanmasına neden olan eğitim emekçilerinden aramızda olmayanlara rahmet dilerken, hayatta olanlara da saygı ve sevgilerimi sunuyor, sağlıklı, huzurlu ve uzun bir yaşam geçirmelerini diliyorum.
YEKTA AYDIN. 23.04.2018 PAZAR.