23 Nov 2019

Mesudiye' nin İnsan Kaynakları

Havasından mı suyundan mı bilmem ama bu coğrafyada yetişip de başarılı olan yüzlerce insanımızın olduğundan çoğumuzun bilgisi olduğunu düşünüyorum. Aslında bu coğrafyada dünyaya gelirken zaten hayata karşı bir sıfır yenik başlıyor insanlarımız. Ancak bu insanların, her türlü olanakların bulunduğu yerlerde hayata karşı bir sıfır galip olarak dünyaya gelen insanlarla aynı yarışın içine sokulmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bütün bu şanssızlıklara rağmen yine de şanslılarla boy ölçüşülebilmesi, çoğunca da üstünlük sağlanabilmesi çok garip değil mi?
Benim bu haftaki yazım, hayata bir sıfır yenik başlayan iki güzel insanın kısmen de olsa verdikleri mücadelelerini özetlemeye yönelik olacak.
5.10.1939 Yılında Mesudiye’de doğan Biltekin Özdemir, İlk ve orta öğrenimini gördükten sonra 1961 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oluyordu. 1987 – 1991 yılları arasında Maliye ve Gümrük Bakanlığında müsteşar ve 1994 – 1995 yılları arasında da RTÜK üyesi olarak görevlendiriliyordu. 1995 yılında Anavatan Partisi Samsun Milletvekili olarak parlamentoya giriyor ve 1997 – 1998 yılları arasında da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına seçiliyordu.
Biltekin Özdemir, bununla da kalmıyor, akademik kariyer yapmak için de kolları sıvıyordu. 1998 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde yüksek lisansını tamamlıyordu. Bu mücadeleleri vererek başarının hazzını yakalayan birisinin hiç boş duracağını düşünebiliyor musunuz? Biltekin Özdemir, elbette boş durmuyordu. Bir sürü makale, inceleme, rapor ve araştırmanın yanı sıra uzmanlık alanlarına ilişkin bilmem kaç tane kitap…
Geçtiğimiz yazın bana imzalayarak verdiği “ Osmanlı Devleti Dış Borçları” adlı kitabını heyecanlanarak bir solukta okuduğumu anımsıyorum. Yakın zamanda yayınlamayı düşündüğüm kitabımda oradaki bazı bilgilerden yararlandığımı da söyleyebilirim.
Yayla komşum olan Biltekin ağbeyimin bütün bunların yanında, beni en çok etkileyen özelliği ise insani yanı idi. İnsan sevgisi ile çarpan bir yüreğinin olması, insanlara tepeden bakmaması, alçak gönüllü olması, hatır gönül bilir olması ve insanları güler yüzle karşılaması sayabileceğim özelliklerinden sadece bazılarıdır. Kendisine sağlık, huzur ve uzun bir yaşam diliyorum.
Gelelim ilkokul öğretmenime. 1933 yılında Yavadı’da ( Yeşilce) dünyaya gelen Hasan Özgen Isırkan’da hayata bir sıfır, hatta iki sıfır yenik başlıyordu. Meşhur Erzincan Depreminin ve İkinci Dünya Savaşının olumsuz etkilerinden üzerine düşen payı alıyordu. O yokluk yıllarında, anasının çok sevdiği cecimini satarak okula kayıt olmaya gönderdiği Hasan’ı, okuyup öğretmen oluyordu.
Hasan Hocamın serüveni, Beşikdüzü Köy Enstitüsünde başlıyor ve Dicle Köy Enstitüsünde devam ediyordu. Değerli hocamın imzalayarak adıma gönderdiği “ CECİM” adlı kitabında, çağın en önemli kırsal kalkınma ve aydınlanma projesi olan Köy Enstitülerine ilişkin anılarını, gözlerim dolarak okudum. Hocam anılarında, o yokluk yıllarını, çaresizlikleri, ayrılıkları, özlemleri ve hiç bitmeyen umutlarını sanki bir oya gibi işliyordu. Anlatımlarında ve vermek istediği mesajlarında hiçbir yapmacıklık, hiçbir abartı yoktu. Yaşanmışlıklar, tamamen doğal mecrası içerisinde durgun akan su gibi akıp gidiyordu.
O, burnundan kıl aldırmayanlardan değildi. Olgun ve ağırbaşlıydı. Kitabında itiraflarda bulunduğu da oluyordu. Çünkü erdemli insanların hatalarını kabul etmeleri gerektiğinin de bilincindeydi.
“ Bizim zamanımızda eğitimde dayak cennetten çıkmadır anlayışı hâkimdi. Ben zamanla bu yaklaşımın doğru olmadığını öğreniyordum. Ama sanıyorum biraz geç kalmıştım.” derken, aslında küçülmüyor, bu tevazusundan dolayı oldukça büyüyordu, Hasan öğretmenim.
İnsan ilişkilerinde kantarın topuzunun kaçtığını düşündüğüm şu günlerde, hiç olmazsa üretken iki büyüğümü anarak, üzerime düşen insani bir görevi yerine getirmenin iç huzurunu yaşamak istedim. Saygı ve sevgilerimle.

YEKTA AYDIN. MESUDİYE GAZETESİ 2018 MART AYI KÖŞE YAZISI