23 Nov 2019

Öğretmen Yetiştiren Kurumlar. Eğitim ve Öğretmen

Eğitimi, teorik olarak öğrenilenlerin pratikte uygulanması, ya da bireyde istenilir davranış değişikliklerinin sağlanması olarak tanımlayabiliyoruz. Eğer eğitim bilgilenme ve öğrenme ile gerçekleşiyorsa o zaman okullardaki eğitim ve öğretim işini hayata geçiren unsura da öğretmen diyebiliyoruz. Öğretmen faktörünün ise eğitimin olmazsa olmazı olarak kabul edilmesi gerekiyor.
Öğretmenlik mesleğinin tarihi geçmişine kısaca göz atmak gerekirse akla gelebilen bilgileri sıralama olasılığı da vardır.
Osmanlıların son zamanlarındaki batılılaşma çabaları, eğitime de yansıyordu. Gâvur padişah olarak tanınan İkinci Mahmut zamanında 1838 yılında ergenler, reşit olanlar için açılan Rüştiye Mektepleri ile eğitim – öğretim işlevinin batılı usullere göre sürdürülmesi amaçlanıyordu. Ondan önce ise eğitim ve öğretim, medreseler kanalıyla sürdürülüyordu.
Öğretmenlik mesleği, bu güne değin çeşitli evrelerden geçti. Toplumda öğretmen gereksinimi ancak öğretmen yetiştiren kurumların hayata geçirilmesiyle sağlanabildi. Bu konuda atılan ilk adım 16 Mart 1848 tarihine denk geliyordu. Bu tarihte “DARÜLMUALLİMİN” adı altında öğretmen yetiştiren bir okul açıldı. Bu tarih, aynı zamanda öğretmen okullarının kuruluş tarihi olarak ta kabul edildi. Bu girişimin Abdülmecit zamanında Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından, 1839 yılında Tanzimat fermanı ile başlatılan batılılaşma hareketlerine paralel olarak düşünülmesi daha doğru olacaktır. İhtiyaç duyulan batı modelli okullara böyle bir girişimle yanıt verilmiş oluyordu.
Öğretmenlik mesleği altın çağını, asıl cumhuriyetin ilanından sonra yaşıyordu. Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlik mesleğine oldukça fazla önem veriyordu. Öğretmenlere;
“ Cumhuriyet, sizden fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller yetiştirmenizi bekliyor.” derken, onlara verdiği önemi, gayet veciz bir şekilde anlatıyordu.
Öğretmenlik mesleği, ülkemizde uzun yıllar cazibesini korudu. Saygın meslekler arasında ilk sıralardaki yerini aldı. Bunda, bir buçuk asırdır işlevini sürdüren öğretmen yetiştiren kurumlardaki eğitim felsefesinin payı büyüktü. Öğretmen okullarının yarattığı değerler sayesinde her türlü güçlüğe rağmen eğitim sisteminin sürdürülebilmesi sağlandı.
Cumhuriyetle birlikte başlatılan eğitim seferberliği, çağın en önemli kırsal kalkınma projesi olan köy enstitüleri ile sürdürüldü. Köy enstitülerinde öğrenciler bir taraftan bilgi edinirken diğer taraftan da edindikleri bu bilgileri eyleme dönüştürüyorlardı. Elde edilen somut aynı zamanda da olumlu sonuçlarla mutluluğu yakalıyor ve duygusal olgunluğa ulaşıyorlardı. Böylece öğrencilerin devinimsel ve duyuşsal yönleri de gelişiyordu. Bu okullarda yaparak ve yaşayarak öğrenim sürdürülüyor, eğitim ise iş başında gerçekleştiriliyordu.
Bu eğitim anlayışı 1947 yılında amacından saptırılmaya çalışıldı. CHP yönetiminde söz sahibi olan toprak ağaları köy enstitülerini, kendi gelecekleri için potansiyel bir tehdit unsuru olarak gördüler. Bu nedenle köy enstitülerinin kapatılması kararlaştırıldı. Köy enstitülerine öğretmen yetiştiren Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanlığından, İsmail Hakkı Tonguç İlköğretim Genel Müdürlüğünden azledildi. 1954 yılında ise köy enstitüleri tamamen sonlandırıldı.
Köy enstitülerinin yerini alan öğretmen okulları, işlevini ancak 1974 yılına kadar sürdürebildi. Öğretmen okulları, bu tarihten itibaren öğretmen liselerine dönüştürüldü. 1973 yılında yürürlüğe giren 1739 sayılı milli eğitim temel kanununa göre öğretmenlerin yüksek öğrenim görmeleri zorunlu kılındı.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1970’lere kadar, köy çocukları devlet okullarında uygun koşullarda okuma olanağı buldular. Bu süre içerisinde Atatürk ve cumhuriyetle çatışan hiçbir ideoloji söz konusu olmadı. Yatılı okullara hiçbir tarikatın gölgesi düşmedi. Bu okullarda Atatürk’ün ilkeleri, cumhuriyet rejiminin ve demokrasinin erdemleri ön plana çıkarılmaya çalışıldı. Yurtseverlik, vatanseverlik ve bilimsellik aşılanmaya özen gösterildi.
Ancak ülkemizde eğitimin üzerine sermayenin ve onunla işbirliği yapan siyasetin gölgesi düştü. Küresel emperyalist güçler de eğitime müdahale ettiler. Eğitim milli olmaktan çıktı ve gelmiş geçmiş iktidarların siyasal ve ideolojik kuşatması altına sokuldu.
12 Eylül baskı rejiminin sonucu olarak, 1982 yılında öğretmen yetiştirme görevi, Milli Eğitim Bakanlığından alındı ve üniversitelere bırakıldı. Öğretmen yetiştirme işi, tarihsel temellerinden, toplumun yaşadığı gerçeklerden ve eğitsel bilimden ayrıştırıldı. Eğitim Psikolojisi ve meslek dersleri ile donananlar değil de, her türlü meslek grubundan olanlar öğretmen olarak atanmaya başlandı. Öğretmenlik, eğitim formasyonuyla donanmış olmak değil de, alelade bir teknisyenlik olarak görülmeye başlandı.
Öğretmenliğin ruhu bitirildi. Öğretmenlik biçim olarak korundu ancak özünün kaybolmasına engel olunamadı. Öğretmenlik mesleğine toplumun; “ Hiçbir şey olamazsan hiç olmazsa öğretmen ol.” algısıyla yaklaşılmaya başlandı.
Eğitimin sorunları, eğitim biliminin çıkmazları değil de, öğretimin sorunları tartışılır oldu. Zamanla Çağdaş düşünceli, Atatürk’çü, laik, demokratik, bilimsel metotları önemseyen öğretmenlerin yerine Türk – İslam sentezci aşırı milliyetçi siyasal İslamcı öğretmenler tercih edilir oldu. Bu özelliklere sahip olan öğretmenler, yönetim kademelerine getirildi, ayrıcalık gösterildi ve ödüllendirildi. Karşıtları ise dışlandı, cezalandırıldı ve etkisiz kılındı.
Eğitime müdahale etmeyle aslında toplumun genleriyle oynandı. Eğitim, adeta yazboz tahtasına dönüştürüldü. Yeni yetişen nesil, toplumsal değerlerinden uzaklaştırıldı. Haliyle toplumda yozlaşmanın kapıları aralandı. Toplumsal değerler erozyona uğradı. Açıkgözlük, iş bilirlik, kurnazlık, fesatlık, koşullar ne olursa olsun amaca ulaşma girişimleri, haksızlık, bencillik, fırsatçılık, şiddet, saygısızlık, yalancılık, kaypaklık, neme lazımcılık, evet efendimcilik, ezbercilik, güce tapıcılık gibi ahlaki değerlerle örtüşmeyen davranış biçimleri prim yapmaya başladı.
Hal buysa okullarda eğitim sayesinde tutumluluk, üretkenlik, verimlilik, insan haklarına saygı, insan sevgisi, hoş görü, nezaket, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, vatan sevgisi, yurtseverlik, Atatürk sevgisi, millet ve bayrak sevgisi, adalet duygusu, acıma duygusu, merhamet, doğru sözlülük, dürüstlük, sözünde durma, tutarlılık, cesaret, hak arama duygusu, güvenilirlik gibi değerler işlenmeye özen gösterilirdi.
Bu ülkede önceleri; itaat eden değil, itiraz eden, boyun eğen değil, sorgulayan, kıran döken değil, onaran ve tamir eden, sadece eleştiren değil öz eleştiride de bulunabilme olgunluğunu yakalayabilen nesiller yetiştirilmeye çalışılırdı.
Zamanla bu ülkenin eğitimi siyasi çıkarlara alet edildi. Ve ne yazık ki bu müstesna ülkenin insanlarına çağdaş eğitimin sunduğu tüm güzellikler çok görüldü.

YEKTA AYDIN. MORA DERGİSİ AYLIK KÖŞE YAZISI. 28.05.2018. PAZARTESİ.