23 Nov 2019

Türkiye' nin Tapusu

Son günlerde basında, medyada, siyasette ve diğer alanlarda bir Lozan Konferansı muhabbetidir sürüp gidiyor. Ancak Lozan Konferansı hakkında eminim ki çokları da ne yazık ki, sağlıklı bir bilgiye sahip değiller.
Laik, demokratik cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Lozan Konferansı için;
“ Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir zaferdir.” diyordu. Peki, bu kadar önemli olan ve adeta Türkiye’nin tapusu anlamına gelen Lozan Konferansı, Siyasal İslamcı çevrelere göre neden bir hezimet sayılıyordu. İşte burasını akılla, vicdanla ve mantıkla açıklamak olanaklı değildi.
Osmanlılar, 1639 yılında imzalanan Karlofça Antlaşmasından sonra sürekli toprak kaybediyordu. En son 1911 yılındaki Trablusgarp savaşı ile Kuzey Afrika’yı, 1912 yılındaki Balkan savaşları ile Avrupa’yı ve 1914- 1918 yılları arasında yapılan Birinci Dünya savaşı ile de Sivas ve çevresinin dışındaki Asya’daki bütün topraklarını kaybediyordu.
İngilizlerin başını çektiği emperyalist batılı güçler, büyük savaşın sonundaki Sevr Antlaşması ve Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devletinin idam fermanını imzalıyordu. İstanbul Hükümetinin ve Halife Sultanın bu idam fermanına pek de itirazları yoktu. Onlar için, İstanbul’a dokunulmasın yeterdi. Mustafa Kemal Atatürk, Bursa’da yaptığı bir konuşmada;
“ Küçük kişisel çıkarlarını korumak kaygısıyla millet ve memleketin bağımsızlığını düşmanlara vermekte bir sakınca görmeyen. Bağımsızlığımızın yok edilme şartlarını içeren Sevr Antlaşmasını kabul eden hâkimlerin, sultanların, padişahların öykülerini, bu gaspçıların istibdatlarını, Türk Milleti artık ancak ve yalnız tarih kitaplarında okur.” diyordu.
Ancak Ankara’daki TBMM’nin, Sevr’in ve Mondros’un Osmanlı’yı idam eden hükümlerine itirazı vardı. Bu topraklarda dünyanın en haklı Ulusal Kurtuluş Mücadelesi veriliyordu. Bu öyle bir kurtuluş mücadelesiydi ki, İtilaf devletlerinin haberi olmadan, İtilaf devletlerine karşı, Sultan ve Halifeye karşı olmadan da, Sultan ve Halifeye karşı verilecekti.
Amasya, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle Milli Mücadelenin programı belirlenmişti. Birinci, İkinci İnönü ve Sakarya Meydan Muharebeleriyle de haklı davamızın kavgası verilmiş ve başarılmıştı. Şimdi haklı davamıza sahip çıkarak, yeni bir devletin doğuşunun uluslararası arenaya taşınması gerekiyordu.
Türk Ulusal Bağımsızlık savaşının siyasi bir zaferle taçlandırılması ve dünyada meşruiyet kazanması gerekiyordu.
Bu yüzden 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Konferansı ve ona ilişkin olarak üç ay sonra 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen cumhuriyetle artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dünyanın itibarlı devletleri arasındaki hak ettiği yerini alıyordu.
Bu antlaşmayla; yabancılara sağlanan ayrıcalıklar ( Kapitülasyonlar) kaldırılıyor, Sevr’in getirdiği Özerk Kürdistan ve Bağımsız Ermenistan kararları tarihe karışıyor, Misak-ı Milli gerçekleşiyor, Kabotaj hakkı elde ediliyor, dış borçlar bir ödeme planına bağlanıyor, azınlıklar sorunu çözümleniyor ve daha birçok sorun belli bir çözüme ulaşıyordu. Daha sonra da Hatay anavatana katılıyor ve boğazların hâkimiyeti de T.C. Devletinin kontrolü altına alınıyordu.
Peki, bu denli özelliği olan Lozan’ın güncellenmesi ne demek oluyordu. Bu topraklarda yüz yıla yakın bir zamandır Lozan sayesinde barış içerisinde bir arada yaşanıyordu. Sonra Lozan konferansına savaş kazanmış galip bir devlet statüsünde katılınıyordu. Lozan, aradan yüz yıla yakın bir süre geçmesine rağmen şu an için, tartışmasız geçerliği olan uluslararası bir antlaşmaydı. Güncellenmesi halinde hangi sorunlarla karşılaşılabileceği, nelerin kazanılıp nelerin kaybedileceği ise hiç kimsenin kestirebileceği bir durum değildi.
Bence asıl güncellenmesi gereken antlaşmalar ise, 1947 yılında imzalanan ve komünizmle mücadeleyi amaçlayan Marshall yardımıyla başlayıp da, günümüze değin devam eden ABD ve benzeri ülkeler ile yapılan ikili antlaşmalardı.

YEKTA AYDIN İSTİNYE. 20.12.2017. MORA DERGİSİ AYLIK KÖŞE YAZIM.