Mesudiye İstanbul Ordu' dan Daha Yakın

Tüm insanlığa saygım vardır. Ancak ömrümün yarıdan fazlası Milli Eğitim’de ve yerel yönetimlerde yönetici olarak Mesudiye'ye hizmet etmekle geçtiğinden, biraz duygusallık yaşamış olabilirim. Onuda hoş görebileceğinizi umuyorum. Mesudiye’nin taşını toprağını, dumanını çisesini, yaylasını köyünü birebir yaşayan ve sosyokültürel yapısını iyi bilen bir aydın olarak duygu ve düşüncelerimi dizelerle yansıtmaya çalıştım.

MESUDİYELİ

Bin bir ıstırapla yollara düşer,
Konar mı, göçer mi Mesudiyeli?
Ne yiyip ne içer, nasılda yaşar?
Eker mi, biçer mi Mesudiyeli?

Büyük şehirlere uzak arası,
Hizmet etmek için gelmez sırası,
Kader mahkûmudur, yoktur çaresi,
Birer mi, üçer mi Mesudiyeli?

Ne kadar gerekli parası pulu?
Ta İstanbullara uzanır kolu,
Kara kış gelirde kapanır yolu,
Kuş olur uçar mı Mesudiyeli?

Her nerede ise kefil olursun,
Ekmeği elinden ister alırsın,
Adresi bellidir, onu bulursun,
Kanundan kaçar mı Mesudiyeli?

Sevginin, saygının olduğu yerde,
İnsanın, bir değer bulduğu yerde,
Haklının hakkını aldığı yerde,
Ağzını açar mı Mesudiyeli?

Kimi seçilir de kimi atanır,
Dalları kırılmış, nerden tutunur?
Hak’tan korkar, hemde kuldan utanır,
Hatırdan geçer mi Mesudiyeli?

Haber gelmez yüce dağlar ardından,
Kim geçer ki? Kimse geçmez yurdundan,
Kimi neşesinden, kimi derdinden,
Koklar mı, içer mi Mesudiyeli?

Yekta Hoca, artık olanlar olmuş,
Bahar geçmiş, hazan mevsimi gelmiş,
Ekinler biçilmiş, harmanlar dolmuş,
Toplar mı, saçar mı Mesudiyeli?

Yeşilce- İstanbul Yolu, 02.12.2004

Eserlerim